TOPLUMSAL BASKIYLA ÇOCUK DOĞURMAK

Toplumsal Baskıyla Çocuk Doğurmak

Toplumsal Baskıyla Çocuk Doğurmak

Evlilikler kadın ve erkeğin birlikte yol aldıkları bir hayat yolculuğudur.Bu yolculukta acı,tatlı pek çok sınavdan geçeriz.Bir çok zorlukla başa çıkmayı öğrenir,zaman zaman sıkıntılara düşer ama birbirimize destek olarak ayakta kalmaya çalışırız.Gerçekten ayakta kalmamızı sağlayansa,eşlerin birbiriyle olan ve kesinlikle güvene dayalı olması gereken ilişkisi ve iletişimidir.Eş olmak demek,beraber olduğu insanı koşulsuz kabul etmek ve saygı göstermek demektir.Bir aile kurduktan sonra o bütünlüğü korumak kollamak ve devamını sağlamak evliliğin temelini oluşturur.
Hemen hemen bütün toplumlarda çocuk sahibi olmaksa evliliklerin en temel unsuru olarak hep baş köşededir ve özellikle bizim toplumumuzda çocuksuz evliliklere hep sorunlu ve sallantıda ilişkiler olarak bakılır.Aslında toplumdaki genel kanı, eşlerin evlendikten sonra mutlaka çocuk sahibi olması gerektiği şeklindedir.Aradan uzun zaman geçmesine rağmen hala çocuk sahibi olmamış aileler yakın çevrelerinin bitmek bilmeyen sorularıyla karşı karşıya kalırlar.Genellikle kadın ve erkeğin çocuk istemiyor olabileceklerini aklımıza getirmek bile istemeyiz.Aksine çocuk istemediklerini kabul etmez,önerilerimizi, tecrübelerimizi, çevremizden duyduklarımızı ısrarla dayatırız.
Toplumdaki genel inanç ve değerler çocuksuz evliliklerin evlilik olmadığına,çocuksuz çiftlerin tam bir aile olamayacağına bizleri inandırmıştır.Bu düşünceyle neredeyse özel hayatlarına karışıp sorularla bunalttığımızı fark etmeyiz.
Bu tip bir davranış ve ısrarlı sorgu hali aslında bir anlamda psikolojik baskıdır ve tarafları çok rahatsız eder.Baskı dediğimizde ise bu durumu iki yönlü ele almakta fayda var.Belki de en fazla ısrar önce eşlerin kendi ailelerinden gelir,sonra yakın çevre ve arkadaşlardan.Sürekli olarak neden çocukları olmadığına dair sorulan sorulara yanıt vermek hem yıpratıcıdır hem de kişilerin psikolojilerini bozar.Bunun dışında bir de toplumun yapısından kaynaklanan beklentiler doğrultusunda hala süregelen cinsiyet ayrımcılığını da unutmamak lazım.Büyük şehirlerde her ne kadar hafiflemiş gibi görünse de ülkemizin çok büyük bir kısmında kadına evlilik içinde biçilen rol sadece çocuk doğurmak ve annelik olarak devam ediyor.Üstelik özellikle erkek çocuk doğurmanın hala sosyal bir statü gibi görüldüğünü göz ardı edemeyiz.Bütün teknolojik gelişmelere rağmen çocuğun cinsiyetini belirleyenin erkekten gelen kromozomlar olduğunu anlatamadığımızı da düşünürsek durum iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
Yapılan bazı araştırmalar erkek çocuk baskısının kadınları intihara kadar götürdüğünü gösteriyor.Evlendiğinde hem çocuk doğurmak,hem de mutlaka erkek çocuk doğurmak zorunda olduğunu düşünen kadın aslında ciddi bir psikolojik baskı hatta travma yaşıyor. Sadece iki kişiden oluştuğu düşünülen evliliğin dışarıdan gelen bu baskılar nedeniyle neredeyse bütün toplumun dahil olduğu bir sosyal sorunlar yumağına dönüşmesi çok üzücü.
Psikolojik anlamda çevreleri tarafından çocuk sahibi olmaları beklenen çiftlerde bazen sebebi bulunamayan kısırlık görülebiliyor.Fiziksel anlamda hiçbir sorunu olmamasına rağmen özellikle kadınlarda sıklıkla bu tip bir problemle karşılaşılabiliyor.
Kendisinden beklenen çocuğu veremeyeceği endişesi anne adaylarını ciddi olarak strese sokuyor.Yaşanılan ağır stres en hafif ifadesiyle depresyona yol açabiliyor.Peşinden ciddi kaygı bozuklukları,takıntılar görülebiliyor.
Kadınlar bir şekilde çocuk sahibi olduklarında ise,eğer istekleri dışında, ya da beklemedikleri,planlamadıkları zamanda bir çocuk sahibi olmuşlarsa çocuğu yaşadıkları sıkıntıların baş sorumlusu olarak görüyorlar.Çocuklarıyla ilişkileri aslında daha baştan çok sorunlu başlamış oluyor ve genellikle sağlıklı bir iletişim ve ilişki geliştiremiyorlar.Oysa anne çocuk ilişkisinin temelinde güven duygusu yatar.İşte bu duyguyu oluşturmakta ciddi sorunlar ortaya çıkabiliyor.
Anne adayları sırf kendilerinden çocuk bekleyen aileleri,eşi dostu mutlu etmek için çocuk sahibi olduktan sonra değişen hayatlarının ağırlaşan sorumluluğuna katlanmakta da sıkıntılar yaşıyor ve hep birilerini suçluyorlar.Ama en önce kendilerini suçluyorlar.Çünkü bir çok kadın işini ve kariyer planlarını ertelemek ya da bırakmak zorunda kalıyor.Kendisini eve bağlayan çocuğuna karşı çok mesafeli,hatta kızgın ve suçlayıcı davranıyor.Zaman zaman hepimiz çevremizden,çocuklarını istemeden doğuran anne hikayeleri dinlemişizdir.Üstelik bir çoğu bu duyguyu çocuklarının yanında da dile getirmekten hiç çekinmiyor.Hele bir de evliliğin daha çok başındayken ve henüz birbirlerini tanımadan,birlikte zaman geçirmeden kısa süre içinde çocuk sahibi olmak bazen evliliği bitiren en önemli sebep olarak ortaya çıkıyor.
Neresinden bakılırsa bakılsın toplumsal baskılar nedeniyle çocuk sahibi olmak ne evlilik ne de çocuk açısından mutluluk getirmiyor.Hem anne-baba,hem de çocuk çok fazla sorun yaşayabiliyor ve durumu toparlamak bazen çok uzun ve zorlayıcı oluyor.
Sonradan pişman olmamak için elden geldiğince şartları düzene koymaya çalışmak ve hazır oluncaya kadar çocuk sahibi olmayı ertelemek en doğrusu.
 
 
 

 

Diğer Yazılar:

 

Tümünü Gör

MAKALELER
MAKALELER

Çocuk&Ergen, Yetişkin, Aile, Eğitim, Anne&Baba ... konulu makaleler.

VİDEOLAR
VİDEOLAR

Video arşivi, TV programları...

FOTOĞRAF GALERİSİ
FOTOĞRAF GALERİSİ

Sunum, seminer, söyleşi, eğitim çalışmalarımıza ait fotoğraflar.

BİZDEN HABERLER
BİZDEN HABERLER

Ne zaman neredeyiz? Bizi bu köşeden takip edebilirsiniz?

BASINDA BİZ
BASINDA BİZ

Bizimle ilgili basında yer alan haber, makale ve görseller...

 
 
 
 

Copyright © 2017 SERAP DUYGULU. Tüm hakları saklıdır. TEKSENWEB :: XML