AŞK SEN NELERE KADİRSİN?

Aşk sen nelere kadirsin?

Aşk sen nelere kadirsin?

Anadolu’nun orta vilayetlerinden bir köyde, yavaş yavaş güneş batmaya hava kararmaya başlar. Karanlık iyice çöker köyün üzerine.
Evlerden birinde bir kadın ve adam yatma hazırlığı yapmaktadır.
Erken yatıp yarın sabaha, güneş ışığına erken uyanılacaktır.

Adam üzerini değiştirir, yatağına yönelir.
Evin penceresinden; karanlık bahçeye vuran ışıkta ağaçların arasında bir gölge belirir. Kadın pencereden dışarı bakar ve gülümser. Kadının sevgilisi bahçededir.
Tam sözleştikleri gibi, sözleştikleri saatte ve yerde adam onu beklemektedir.

Kadın kocasının uyuduğundan emin olunca, sessizce yataktan kalkar, üstünü giyer. Ve pencereden aşağıya atlar. Başka bir adam için, kadın kocasını terk eder. Koşarlar iki sevgili kaçarlar. Tarlaları , ovaları aşarlar.

Anadolu’da bir köyde nasıl koşmasınlar ki? Arkalarından onları kovalayacak onca şey vardır. Namus belası, töre cinayetleri, yoksulluk, cefa, korku.
Arkalarında bunlar varken nasıl durabilirler?
Köyden uzaklaştıklarına iyice emin olunca soluklanmak için dururlar.

Kadın duraksamayı fırsat bilip nefes nefese der ki : ‘Evden çıktığımdan beri, ayakkabımın içinde bir şey var, beni rahatsız ediyor’

Çıkartıp bakar ki ayakkabısının içinde bir tomar para.
Meğerse kocası her şeyin farkındaymış. Biliyor ki karısı başkasını seviyor, kendisini terk edip gidecek, ‘Beni terk edecek ama bunca yıl çorbasını içtim, çamaşırlarımı yıkadı, ütüledi. Bana emeği geçti’ diye düşünmüş ve birikmiş parasını karısının ayakkabısı içine koymuş.

O yoksul köylü; bütün parasını; başka bir adam için kendisini terk eden karısının, giderek kendinden uzaklaşan adımlarını attığı ayakkabısının içine bırakmış.

O güzel insanı, O onurlu davranışı sergileyen, O terk edilen adamı aslında hepimiz tanıyoruz..O adam Aşık Veysel!

Bir onurlu yürektir ki kendisine bunca yıl eş olmuş,hayatını paylaşmış karısını, kendisini terk etse dahi mağdur etmeyen, insan gibi bir insan olan Aşık Veysel’in bu hikayesini Sunay Akın aynen böyle anlatır. Ve der ki;

’Şimdi sorarım size;

Bu memlekete töre cinayetleri, kadına karşı uygulanan şiddet mi yakışır yoksa, Aşık Veysel gibi hayatında hiç kitap okumasa, okuyamasa bile kitap gibi hayat yaşayan adamlar mı yakışır?’

Evet, bu memlekete ne yakışır, bize hangisi yakışır? Üstelik cahillikle, okumakla falan da ilgisi yok insanca davranmanın.

Günümüzde bu davranışı sergileyebilecek kaç gerçek aşık vardır, kaç erkek ve kaç kadın vardır? 
Aksine, sorsanız insanlara böyle bir davranışı nasıl değerlendirirlerdi dersiniz?

Ama öte yandan bu ilişkinin bir de kadın yönü var tabii. Bir kadın ki yıllarca aynı hayatı paylaştığı eşini tanıyamamış, onun yüreğindeki aşka ucundan kıyısından dokunamamış ve dürüst davranamamış bir kadın.
Açık açık ‘sevmiyorum seni’ demek varken, dolambaçlı yolları seçmiş ve ozan ruhlu eşinin, kalbinden geçenleri okuduğunu bile bilememiş bir kadın.

Sevmekse mertçe sevmek, dürüstçe sevmek, arkadan hançerlememek vardı.

Hani Levent Yüksel’in bir şarkısındaki gibi: ’Yeter ki onursuz olmasın aşk’.
Hatta özellikle aşkın bir onuru olmalı. Aşk illa ömür boyu sürecek diye bir kural yok ki, sevginin bittiği yerde onca yaşanmışlığın hatırına ve saygıyı korumak adına yolları ayırmayı da bilmeli. Sevmiyorum diyebilmeli.
Ama sevdiğini bile söyleyemeyen bir toplumun bireyleri olarak sevmediğimizi de söyleyemiyoruz.

Biz duyguları duygu olarak görmüyoruz çünkü ölüm kalım mücadelesi gibi algılıyoruz. Sevgi sadece sevgi olmalıdır aslında ve ihanete asla yer olmamalıdır. İhanet, ihanet eden kişiyi hain durumuna düşürür.

Eğer bir zamanlar sevdiğimiz kişiye de ihanet edeceksek ya da bir başkasını sevdiğimiz için hain durumuna düşeceksek, o zaman sevgiden bahsedemeyiz.
O, sevgi sandığımız şeyin el değiştirmesidir.

Seviyorsanız aldatmayacaksınız, ihanet etmeyeceksiniz, özellikle de sevdiğinizi söylediğiniz insanın onuruyla oynamayacaksınız, sizi seven insanı yarı yolda bırakmayacaksınız.
O, hala onu sevdiğinizi düşünürken bir başkasının kollarına atılmayacaksınız.

Elbette ki sevgi de bitebilir, ömür boyu sürmeyebilir. 
İşte o zaman eğer sevgisi biten sizseniz, mertçe söyleme yürekliliğini göstereceksiniz. 
Size sevilmediğinizi söylüyorsa sevdiğiniz insan, izin vereceksiniz. Serbest bırakacaksınız, gidecek.

Ne demiş Halil Cibran:

‘Birini seviyorsanız, gitmesine izin verin. Geri dönerse sizindir. Eğer geri gelmiyorsa zaten hiç sizin olmamıştır.’ Ben de 'gitmezse sizinledir' diye değiştiriyorum bu cümleyi...

İşte böyle bir duyguyu taşıyabilmektir aşk.

Böyle bir aşkı yaşamış kaç kişi vardır?

 
 
 

 

Diğer Yazılar:

 

Tümünü Gör

MAKALELER
MAKALELER

Çocuk&Ergen, Yetişkin, Aile, Eğitim, Anne&Baba ... konulu makaleler.

VİDEOLAR
VİDEOLAR

Video arşivi, TV programları...

FOTOĞRAF GALERİSİ
FOTOĞRAF GALERİSİ

Sunum, seminer, söyleşi, eğitim çalışmalarımıza ait fotoğraflar.

BİZDEN HABERLER
BİZDEN HABERLER

Ne zaman neredeyiz? Bizi bu köşeden takip edebilirsiniz?

BASINDA BİZ
BASINDA BİZ

Bizimle ilgili basında yer alan haber, makale ve görseller...

 
 
 
 

Copyright © 2017 SERAP DUYGULU. Tüm hakları saklıdır. TEKSENWEB :: XML